MONTESSORİ EĞİTİMİNDE METALAŞMA

      Sizinle duygu ve düşüncelerime tercüman olan bir makaleyi paylaşmak istiyorum. Günümüzde Montessori materyal ve okullarının hızlı bir şekilde arttığını gözlemlemekteyiz. İlk bakışta bu durumun olumlu bir şey olduğunu, bu konudaki bilincin geliştiğini düşünebiliriz. Ancak bu gelişim niceliksel mi niteliksel mi ona bakmak gerekir. Açılan okulların gerçek anlamda bu felsefeyi uygulayıp uygulamadıkları tartışma konusu. Ayrıca piyasada satılmakta olan materyaller gerçekten çok pahalı. Maliyetlerine nazaran neredeyse % 1000 karlılıkla satılan bu ürünlere bir çok çocuk sahip olamamakta. Sözü daha fazla uzatmadan sizi makale ile baş başa bırakıyorum.

       Çocuğun duyarlılığının hayal edebileceğiniz herhangi bir şeyden daha büyük olacağını düşünen Maria Montessori (1870-1952), eğitimi de insanlığı yüceltmek ve savunmak için bir yol olarak görmüştür. Montessori’nin yaşamı ve eğitim için harcadığı çabalar bir çeşit özgürlük mücadelesinin parçası gibidir. Zorlu şartlar altında kendi hayallerinin peşinden koşan ve bunun mücadelesini veren Montessori, savunduğu düşüncelerinin yanı sıra deneyimleri ile geliştirdiği materyal, metot ve yöntemleriyle de dünya çapında kendisinden söz ettirmiştir. Ancak günümüzde kâr elde etmek amacıyla kurulmuş ve kullandıkları materyalleri ile Montessori yöntemi uygulayacaklarını vaat eden kurumların öğrenci çekme yarışı içinde oldukları görünmektedir. Ayrıca Montessori materyallerini piyasaya sunan firmalar da astronomik fiyatları ile bu piyasaya hakim olmaya çalışmaktadır. Bu yazıda Montessori adının ve metodunun piyasalaşma aracı olarak kullanılması irdelenmektedir.

      Kadınların toplumsal yaşam içinde aktif olmalarına imkan sunmak şöyle dursun, buna hoş bakılmadığı, eğitim süreçlerinde bile cinsiyetlerinden dolayı tıp fakültesine alınmadığı bir dönemde yılmadan mücadele eden Montessori, bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanın değer yargılarının ilerisinde yaşamış ve kadın hakları için mücadele etmiştir.  Özelikle çocuktan hareket eden ve onların başlattıkları etkinlikler üzerinde yapılandırılan eğitim anlayışının esas alındığı Montessori evlerindeki uygulamaların başarısı Montessori adı ve metodunun dünya çapında ün kazanmasını sağlamıştır.

       Kendi adıyla anılan, çocuğun bireysel becerilerine ve ilgi alanlarına, bireysel öğrenme hızına ve karakter özelliklerine uygun olan metodunun, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de uygulanmaya devam etmekte olduğu görülmektedir. Açtığı okullarda çocukları gözlemleyen Montessori, gözlemlerden elde ettiği veriler sayesinde zamanla metodunu olgunlaştırmıştır. Ayrıca, bu konuda olan bilgisini artırmak amacıyla Roma Üniversitesi’nde felsefe, psikoloji ve antropoloji eğitimi almıştır. Kısa zamanda pedagoji tarihinin en yaygın eğitim metodu haline geldiği iddia edilen Montessori Metodu, çocuğun doğası üzerine inşa edilmiştir.

     Montessori’nin günümüze kadar değerini korumuş olmasının en büyük nedeni, çocukluk dönemini kendine özgü özellikleri olan bir evre olarak görmesidir. Çocukluk döneminin, yetişkin olma yolunda sadece bir geçiş aşaması olarak görülmemesi gerektiğini savunan Montessori’ye göre, çocukluk süreci kendine özgü bir gelişim planına sahip olan özel bir dönemdir. Bu dönemde çocuklar çok sayıda yetenekle donatılmıştır. Bunlar arasında “emici zihin”, “duyarlılık” ve “düzen duygusu” gelmektedir. Montessori, bu yeteneklere sahip olan çocukların, hareketsiz kaldıkları ve faaliyetsizlik evresi olarak algılanan bebeklik döneminde dahi çok sayıda kazanım elde ettiklerini iddia eder.

       Bilindiği üzere 0-6 yaş arasında çocukların soyut kavramları öğrenebilmesi için somut materyallerin kullanılması esastır. Montessori metodunda özel olarak tasarlanmış materyaller kullanılır. Çocuğun bilişsel becerilerini geliştirmeye yönelik materyaller kullanmasıyla öne çıkan bu yöntem, hatanın kontrolünü içerir ve bu öz kontrol oto-eğitime yol açar. Aslında öğretmenin hazırlamış olduğu çevrede, çocuğun kişiliğini oluşturması için özgürlük tanıyan, çocuğun hem sosyalleşmesine hem de kişiliğinin gelişmesine destek olan bu eğitimde, yaş gruplarına göre sınıflar oluşturulmamaktadır. Tıpkı okul dışındaki yaşantımızda olduğu gibi bu sınıflarda da çocuklar kendilerinden büyük ve gerek duyulan beceriyi edinmiş arkadaşını gözlemleyerek ya da ona sorular sorarak öğrenir.

Montessori Metodu Materyalleri ve Piyasalaşma

       Özellikle model alarak öğrenme konusunda sınırlılıkları olan özel gereksinimli bireyler ve diğer tüm çocuklar açısından materyallerin sadece tek bir uyaranı içinde barındırmasının öğrenimi kolaylaştıracağı bilinmektedir. Ancak, Krishna’nın işaret ettiği gibi, teknik vizyon değil, vizyon teknik yaratır (Krishna, 1997, akt. Korkmaz). Montessori’nin yaşam görüşünü paylaşmıyorsa, sadece bu materyalleri kullanılıp, Montessori materyalleri ve tekniği kullandığını söylemekle Montessori okulu olunamayacağı açıktır.

     Çocukların kendi vücut oranlarına uygun olmayan mobilyalar, masalar, sandalyeler ve materyaller içinde özgür olamayacakları açıktır. Dolayısıyla Montessori okulları için tasarlanmış, günümüzde okul öncesi kurumlarında ve anaokullarında görmeye alıştığımız, çocuk ölçülerine uygun mobilya ve araç gereçlerle eğitim almak elbette tüm çocuklar için cazip olacaktır. Elbette bu tür materyallerin bir kuruma alınmış olması da, bu metodun o kurumda doğru kullanılabildiğini göstermez. Ancak Montessori modeline uygun materyaller ve mobilyalarının astronomik rakamlarla piyasaya sunulduğu açıktır.

     Getman da bu profesyonel yapılmış Montessori materyallerinin pahalılığını dile getirmiştir. ‘Belki bazı el yapımı materyalleri yaptırmaya ihtiyacınız olabilir. …sonuç olarak, materyallerin hepsini alamazsınız’ diyerek materyallerin nasıl geliştirilebileceğine dair önerilerde bulunmaya çalışmıştır. Aslında gerek okul öncesi öğretmenleri gerekse özel eğitim öğretmenleri bu tür materyalleri kendi çabaları ile geliştirebilecek donanıma da sahiptirler. Bu tür çaba Montessori yaklaşımına ve felsefesine daha uygun düşmektedir. Oysa piyasa aktörlerinin Montessori materyalleri ile bu alanda da hemen yerlerini aldıkları açık bir şekilde görülmektedir. Biliyoruz ki neoliberal küreselleşme mümkün gördüğü her şeyde yaptığı gibi çocuk kültürü, çocuk oyun ve oyuncaklarının da endüstrileşmesinin izinden gitmiştir. Küreselleşmenin yükselmesi ile birlikte, ulusötesi şirketler tüm dünyada pazarlama stratejileri ile çocukları hedef almışlardır. Görüldüğü üzere günümüzde çocuklar giderek artan bir şekilde tüketici olarak sosyalleşmekte, metalaşma ve şeyleşme süreçlerinin objesi haline gelmektedirler.

      Montessori eğitiminde de, bu eğitimi verdiklerini vaat eden kurumlar Montessori adını reklâm aracı olarak kullanarak onun adını ve yöntemini bir sermaye biçimi olarak görmeye başlamışlardır. Montessori eğitim metodunun bir meta olarak algılanması böylece eğitim yönteminin ve materyallerinin sermaye için yeni yatırım alanı olarak görülmeye başlanmasının, görünmez bir elin mahareti olmadığı açıktır.

      Kuşkusuz Montessori metot ve materyallerinin piyasalaşması bağımsız bir süreç değildir. Ancak, eğitimi bir meta gibi görüp içinde yer alan tüm öğeleri de sermaye birikimi sürecinin bir parçası olarak kullanan sermaye kesimi, tüm insanlığın sahibi olduğu ve kamusal eğitimin doğal bir parçası olabilecek değer ve ürünleri de kendilerine mülk edinmektedirler.

      Sonuç olarak, Montessori metodunun bir “ürün” olarak yer aldığı durumlarda, eğitim sürecinde yer alan öznelerin ve eğitim bileşenlerinin çocukların gelişimlerine ilişkin bir eğitim metodu olarak geliştirebilecekleri ve üzerinde tartışabilecekleri bir yaklaşımdan ve eğitimsel amaçlardan değil, saklı program olarak piyasa süreçleri, endüstri ürünleri ve sermaye birikiminde eğitim metotlarının yerinden söz ediliyor olmaktadır.

Kaynak: Altınışık, Ş. (2014). Montessori eğitiminde metalaşma. Eleştirel Pedagoji Dergisi, (35), 50-52.

label, , , ,

About the author

2008 Istanbul Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık lisans mezunudur. Yüksek lisansını 2012 yılında, Istanbul Kültür Üniversitesi Iletisim Sanatları alanında %100 burslu olarak tamamlamıştır. Şuan Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde doktora eğitimine devam etmektedir. İFTİ 700 saat Aile ve Çift Terapisi eğitimini tamamlamıştır. Çocuk ve Ergenlerde Akılcı Duygucu Davranışçı Terapi eğitimi almıştır. Bunun yanı sıra Pozitif Psikoloji, Duygu Odaklı Kısa Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Kriz Yas ve Travma Terapisi, Drama, Zeka Oyunları gibi bir çok eğitimi de almış bulunmaktadır. Çocuk ve zeka gelişimi üzerine çeşitli çalışmaları vardır. Evli ve iki çocuk annesidir.

Add a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir